Edirne Kent Konseyi

DUYURULAR:

Güncel duyuru yok.



28. GENEL KURULU AÇILIŞ KONUŞMASI

27.05.2019
28. GENEL KURULU AÇILIŞ KONUŞMASI

EDİRNE KENT KONSEYİ

OLAĞAN SEÇİMLİ GENEL KURUL KONUŞMASI

25.05.2019

2004 yılında kentin ortak aklı ile oluşturulan Edirne Kent Konseyi; kent ve doğa yaşamının birikmiş sorunlarının giderilmesine, demokratik, kamucu ve ekolojik temelde bir yerel yönetim anlayışı için çalışmalarına devam etmektedir.

 

Bunun kent yaşamında hayata geçmesi ise biz kent yaşayanlarının yaşam alanlarına sahip çıkması ile olacaktır. Bu anlamda yasal mevzuatlardaki haklarımızı bilen ve geliştirilmesi için çalışan kentliler olmak durumundayız.

 

Kent Konseylerinin görevleri arasında yer alan ancak kentlilerin sahiplenmesi ile hayat bulacak olan çalışmalar için bugünkü koşullar elverişlidir. Bu koşullar ülkenin gidişi ile de ilintilidir. Çünkü demokrasinin beşiği olan yerel yönetimler merkezi iktidarların ve sermeyenin kıskacına alınmaktadır. Bunu aşmanın yolu yerellerden başlayacak olan demokratik katılımlı kentlerdir.

 

Mahalli idarelerin de işini kolaylaştıracak olan katılım kentin sorunlarının çözümünde gereklidir. Bu nedenle mahallelerimizden başlayan katılım, kentin mağdur kesimlerinin de meclisleşmesi ile büyütülmelidir. Bu nedenle biz kentliler olarak mevzuatlarımızda olan katılım hakkımızı bilmeliyiz.

 

Önümüzdeki dönemde örgütlenme çalışmaları devam edecektir. Delegelerimizin temsil etikleri kurumların da kent yönetimlerine katılımı önemlidir. 31 Mart seçimlerinde hemen hemen tüm adaylar ve siyasi partilerin ortak söylemi katılım, meclisler, birlikte yönetim ve şeffaflık idi. Bu durum kentin sivil örgütlenmeleri için olumlu bir durumdur. Kent Konseyimiz de her seçim öncesi hazırladığı seçmen bildirgesinde bu talepleri ve kazanan yöneticinin vaadlerini izlemektedir. Olumlu olanları desteklemekte eksik görülenlerde de uyarıcı açıklamalar yapmaktadır.

 

Bugün hepimiz, politik varsayımlarımızdan bazılarının sorgulanmasını gerektiren bir geçiş aşamasındayız. İktidarı nasıl alacağımızı değil, ne tür bir iktidar istediğimizi ve belki de daha önemlisi neye dönüşmek istediğimizi de sormak durumundayız. Herkesin söyleminde olan ancak tabandan gelen değişim ile hayata geçecek olan katılımcı demokrasi iktidarlardan bağımsız olarak geleceğimizin kurulmasını sağlayacak tek modeldir. Bu model ülkemizde ve dünyada dayatılan tekliğin de tek alternatifidir. Bunun için de demokratik bir toplum yaratmak ve en önemlisi yeni ilişkiler kurabilmek için kendimizi yeniden tanımlamakla yükümlüyüz. Ve bunu acilen yapamadığımızda birçok varlığımız gibi kentlerde elimizden gidecektir.

 

Biliyoruz ki kentleşmeyi iki döneme ayırır bilim insanları. Birinci dönem; ortaçağ sonrası kendi doğal kuralları içinde oluşan kentlerdir. İkinci dönem ise dünya sermayesinin kentleri yeniden keşfederek vahşi kentleşmeyi dayattığı dönemdir. İkinci dönem 1950’lerden sonra sermaye krizleri sonrasında dayatılan kentler.

1980 ve 1990’lar,dünyada kapitalist ilişkilerin kentlere dayatıldığı yıllardır. Reagan, Teacher ve bizde Özallı yıllar bu ilişkilerin kurulmasını sağlamıştır. Yeni kentleşme uygulamalarına vahşi kentleşme der bazı bilim insanları. Merkezi güç, yerellere nakit aktarmayı azaltır ve belediyeler rekabetçi düzene girerek kentleri şirket gibi yönetmeye zorlanır. Belediye Meclisleri şirket yönetim kurullarına benzer, hizmetler dışarıdan alınır, kamu hizmet sözleşmeleri ihalelerle yapılır ve genelde en düşük ücreti veren kazanır. Böylece kendi yağıyla geçinmeye çalışan kent yerel idaresi kentliden çok şirketlerin faaliyetleri ile ilgilenmek zorunda bırakılır.

Merkezler tarafından zorda bırakılan yerel idarelere en anlamlı destek kentlilerden gelmelidir. Kent Konseyleri de bu kentlileri örgütleyecek önemli güç olabilir. Böylece kent dışındaki ideolojiler tarafından dayatılan sömürü temelli bir şehircilikten, insan türüne uygun bir şehirciliğe giden yolu çizmek, akılcı ideolojinin, kentli ideolojisinin görevi olabilir. Bunun için de Kent Konseyleri vahşi kentleşmeye uyum sağlamak veya tepkisel güç olmaktan ziyade üretimin bir aracı, aktif bir bütünleştirme görevini yüklenmelidir.

Kentliler olarak şu soruyu kendimize sormalıyız; biz kentlerimizi çevresiyle birlikte yaşam alanı olarak görüp sahiplenecek miyiz yoksa seçimden seçime oy kullanarak görevini yapmış yurttaş rahatlığına mı ereceğiz? Yanıt elbette kentleri çevresiyle birlikte sahiplenmek olmalıdır. Çünkü bizler kentleri yaşam alanı, özgürleşme meydanları olarak algılarken, bizlerin kentlere yığılmasını isteyenler yani kentleşmeyi teşvik edenler; kentleri tuğla ve harç, çok katlı binalar ve otobanlar olarak düşünüp krizlerine kaynak olarak algılıyorlar. İnşaatı bir sanayi olarak görenler spekülatif ilişkilerle toprakları ranta çevirmektedirler. Bunu kabul ettirmek içinde ideoloji üretiyorlar. Dayatılan ideoloji; düzene uyun, yaşananlar doğaldır, başka seçenek yoktur, zamanın ruhuna uyun.

Ortaklaştığımız bir söz vardır; başka bir dünya mümkün, evet başka bir dünya da, başka bir kent de, başka bir kırsal alan da mümkündür. Bizler dayatılana değil kendi düşüncelerimize göre eylemleri gerçekleştirdiğimizde güzel günler gelecektir. Bu mücadelede birlikte olabiliyor ve haklarımızı savunabiliyor isek Kent Konseylerine anlam yüklemiş oluruz.

Biz Kent Konseyi delegeleri olarak tüm kentliler gibi kente karşı görevlerimizi yerine getirmeliyiz. Bunun içinde kentlilik bilincini geliştirici, kentin doğal ve kültürel zenginliklerini koruma mücadelesinde birlikte olmalıyız.

Hergün yoksullaşan yurttaşlar olarak kentlerimizin demokratik yönetimi sonucunda birbirimizle dayanışma içinde olmalıyız. Bunun içinde kent içi ve çevresinde üretenler ile tüketenlerin birlikteliğini, dayanışmasını sağlamak gerekmektedir.

Bunu başarmanın yolu;

  1. Bağımsız olmak,
  2. Demokratik ilişkiler kurmak,
  3. Kentimizi sahiplenmek ve
  4. Gönüllü olmak.

 

Yeni dönemde daha güzel çalışmaların birlikte yapılması için hiç bir engel yoktur. Yeter ki isteyelim. Siz delegelerin de bu heyecanı taşıdığını düşünüyorum.

Saygılarımla…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.